BlogBannerUst

Genel

Published on Ocak 23rd, 2014 | by admin

0

Hegel H300 Entegre Ampli İnceleme

Hegel H300 Entegre Ampli İnceleme – Çeviri

Oslo’dan Sevgilerle..
Neil Gader

Hegel_Awards

Bir ürün Norveç’li üretici “Hegel Music Systems” in adını taşıyorsa, onda herhangi bir yanlışlık bulmak imkansızdır. Dergimizin 206. ve 211. sayılarında Kirk Midtskog’un Hegel H100 ve H200 hakkında çok güzel yorumlar içeren iki yazısı yayınlanmıştı. Dergimizin 223. sayısında Baş Editörümüz Robert Harley H30 Referans stereo amplisini tanımlarken, kanal başına 350W güç üreten bu canavarı, maddi olarak hali vakti yerinde odyofiller için listelerine eklemelerini tavsiye etmişti. H300 ‘ü inceleme görevi bana geldiğinde Hegel’in en son ve en güçlü entegre amplisi hakkında yorum yapacak olmanın getirdiği heyecanla “tamam, bakalım bu heyecanın sebepleri nelermiş?” diyerek incelemeye başladım..

H300 ‘ü incelemeye henüz başlamış ve Tom Waits’in Mule Variations albümünden “Georgia Lee” şarkısını dinliyordum, ki Waits’ in pürüzlü sesini içeren, ham kayıt gibi tınılayan bir kayıttır.. MBL Corona C31 CD Player ile çalarken hâlâ H300 ‘ün verdiği, insanı hırpani hissetiren vurucu ve diklemesine yerleşmiş belirsiz notaları, sesi oldukça belirgin bir sustain pedalının bağlı olduğu hüznü ağır bir şekilde insanın içine işleyen piyanoyu, şarkının duygusal temasına göre tempoda gerçekleşen değişimleri duyabiliyor, hissedebiliyordum. Arka planında kuş ötmesi ve belli-belirsiz birtakım tıkırtı sesleri gibi alçak sesli bir çok ambiyans ögesi barındıran bir şarkıda ise performansı en derin seviyelerine kadar duyuyor ve hissedebiliyordum.

Daha sonra Jimmy Cobb Quartet’in Jazz In The Key Of Blue Albümünde yeralan bossa-nova aksanlı cover’ı “If Ever I Would Leave You” adlı esere geçtim. Küçük bir orkestrayı oluşturan enstrumanların ayırtedilebilir bir sahnede hep birlikte çalması, mikro-dinamik değişimler, hi-hat ‘daki detaycılık ve tabi ki Roy Hargrove ‘nin lezzet dolu çalımı ile birleşen dikkatlice belirlenmiş dinamikler.. Bir kaç şarkı daha dinledikten sonra Hegel isminin nasıl bu kadar yayıldığını anlamış oldum.

Hegel_H300_Back

Hegel H300, kanal başına 250W (8 ohm ‘da) ve 430W (4 ohm ‘da) güç üretebilen bir entegre ampli. Görsel olarak düz siyah bir dış tasarım ve ortada bulunan tek açma-kapama düğmesi ile oldukça sert ama aynı zamanda da ön panelin iki yanında bulunan kaynak seçimi ve ses ayarlama düğmeleriyle de yumuşak bir hatta sahip. Ek olarak yine ön panele uzaktan bakıldığında kolaylıkla farkedilebilecek geniş mavi renkli bir LCD ekran bulunmakta. H300, intizamlı bir şekilde üretildiği belli olan tam fonksiyonlu alüminyum bir kumanda ile birlikte gelmekte. Arka panelde birçok analog ve dijital giriş-çıkış, ek olarak da büyük bir sürpriz bulunuyor! H300 göreceli olarak yeni ve güzide bir segmente giriş yaparak, DAC içeren Entegre Amplilerin arasına katılıyor. Son aldığımız haberlere göre dahili DAC bulunan yeni Entegre Amplilerin sayıları piyasada artacak gibi görünüyor. Bunda popülaritesi oldukça genişleyen dijital medyanın, kullanıcılar arasında oldukça yaygınlaşmasının büyük bir önemi var (Vinly ‘ler ilk çıktığında dahili phono/RIAA girişlerinin yaygınlaştığı gibi).

H300 ‘de kanal ayrımı arttırılmış ve gürültü azaltımı sağlayan geliştirmelere gidilen Hegel 2 Ampli platformu bulunuyor. H300; P30 preampli ve H30 monoblock amplilerinden feyz alınarak geliştirilen bir ürün. En belirgin değişimin (Hegel ‘in baş tasarımcısı Bent Holter ‘in katkılarıyla) devre şeması, optimize edilmiş kart boyutları, geliştirilmiş elektronik bileşenler, birbirleri ile uyumlu FET transistörler ve belki de hepsinden daha çok dikkat çeken, P30 ‘larda yaygın olarak kullanılan hassas ses seviyesi ayarı göz önüne alındığında preamp katında gerçekleştirildiğini söyleyebililiriz. Ampli katında 90,000μF ‘lık kapasitörler ve 20 adet 15A – 150W ‘lık yüksek hızlı bipolar transistörlerle sürülmüş çift-mono 1000VA ‘lık güç kaynakları kullanılmış. Hegel ‘in son jenerasyon Core – SoundEngine Teknolojisi H30 projesinde de kullanılmıştı. Bu teknolojinin, tescilli topolojisi ve dikkatlice seçilmiş uyumlu transistörleri sayesinde AB Sınıfı Amplilerde meydana gelen dinamik crossover distorsiyonunu yok ettiği belirtilmekte (SoundEngine teknolojisi hakkında bilgi edinmek istiyorsanız dergimizin 223. sayısında yer alan Holter’in konuyla ilgili makalesini inceleyebilirsiniz).

32-Bit ‘lik DAC katı AKM AK4399 chipseti etrafında inşaa edilmiş. Hegel tarafından, AKM ‘nin AK4399 ‘unun, 24-bit/96kHz çözünürlükte ses işleme kapasitesine sahip en iyi profesyonel ses chipset’i olduğu söylenmekte. USB ‘nin veri hacmine göre ulaşılabilecek en yüksek çözünürlük 24-bit/96kHz ‘dir fakat bu değer optik ya da coaxial S/PDIF girişlerle birlikte kullanıldığında 192kHz ‘e kadar genişletilebilir. Hegel, bu ürünün HD11 ‘e göre daha güçlü ve temiz güç kaynaklarına sahip olduğunu ve yeni tasarlanana daha hassas bir “clock” a sahip olduğunu da ifade ediyor.

H300

H300 ‘ü benzersiz kılan bir özellik de üzerinde bir DAC Loop fonksiyonunun bulunması. Bu sayede harici (ve muhtemelen daha gelişkin) bir DAC bağlayıp, Hegel ‘in sofistike reclocking (saatle eşzamanlama) devresini işlevsiz bırakabiliyorsunuz. Aslında Hegel, kullanıcılarını hakkı olarak HD25 satın almaları konusunda alternatifsiz bırakabilirdi fakat H300 ‘e dahil ettiği ve bu hususta hiç bir kısıtlama getirmeyerek kullanıcıların istedikleri DAC ürününü rahatlıkla birleştirebilmelerini sağlayan “re-clocking” devresi sayesinde herhangi bir kalitede DAC ‘ı H300 ‘ün dijital çıkışlarına bağlanılarak kullanılabilmesini sağlamış. Holter ‘in açıklamalarına göre, bahsi geçen DAC Loop ‘u yüksek kaliteli bir S/PDIF reclocker devre barındırıyor ve bu sayede tüm dijital girişlerden olası Jitter etkilerini yok ediyor. Bu yüzden H300, reclocker görevi görmesi için herhangi bir sistemde tek başına da kullanılabilir. Ayrıca Holter; “H300 reclock ‘un güzelliği, yeniden saatle eşzamanlanmış (reclock edilmiş) S/PDIF sinyali coaxial girişle harici bir DAC ‘a bağladığınızda, tüm sistemdeki dijital Jitter etkisini mümkün olduğunca azaltmasında” diyerek ekleme yapıyor. Ayrıca H300 ‘ün reclocker görevi gördüğü bir sistemi dinlediğimizi ve bu etkinin gerçekten de sound’u bahsedildiği gibi geliştirdiğini belirtmeliyiz.

H300 ‘ün ses karakteri tamamen nötr. Yani en minör tonal renklendirmeleri ya da bir çok amplinin ortaya çıkaramadığı elektronik döküntüleri hayata dönüştürüren bir ürün. Kesinlikle kumlanma (grit) veya grenlenme (grain) yok. Eğer orta aralıkta lüks bir sıcaklık, basslarda extra zorlama, üst-orta frekanslarda zenginleşme ya da tizlerde bir pırıltı arıyorsanız H300 size göre bir seçim olmayabilir. Hegel ‘in yaklaşımı anlamlı bir bütünsellik dahilinde, transparan ve uyumlu bir ses penceresine sahip. Bahsettiğimiz nötr olma durumu, bir donukluk ya da matlık anlamına gelmemektedir. H300 için nötrlük, sadece distorsiyonsuz bir saflık değil, harikulade kenar tanımlamaları ve mikro-dinamik bir dirilik anlamına da gelmekte.

Hegel’in fazlasıyla sahip olduğu şey, kaynak materyali herhangi bir sıkıştırma, daralma ve kısa süreli distorsiyonlar olmadan minimum seviyede düşük dip gürültüsüyle verip, esas itibarıyla müziği herhangi bir kanala zorlamadan, açık bir şekilde sunmaktır. Elgar ‘ın yeni referans kayıt diskinde (RR129) yer alan “Enigma Variations” eserinden duyduklarım kadarıyla, bir snare (trampet) vuruşu ve bir bass davul (ya da bir timpani sesi) sonuna kadar salınımını devam ettirmekte ve asla kesintiye uğrayıp yapay bir şekilde sonlanmamakta; bu sesler salonun sessizliğinde yok olana kadar tınlamaktalar. Aynı şekilde nefesli çalgıların tınıları, özellikle flütler, gerçek hayattaki gibi nefesle sese dönüşmekteler.

H300, sound adına büyük-küçük bir çok ipuçları ile dolu Dire Straits’in “Love Over Gold” albümündeki (bu albümdeki kayıt daha sıcak) “Private Investigations” adlı eseri dinlerken enfes bir ses sahnesi sağladı. Özellikle davul ataklarında görülen sinemaskop-tarzı dinamik genişlik, naylon telli klasik gitarların insanı dünyadan uzaklaştıran zarafeti, marimbalardaki vurgu ve ara ara beliren hışırtılı ayak seslerini ferah bir şekilde duyabiliyorsunuz. Kapıkolunun aniden dönmesi, bir yavru kedinin miyavlaması ve üst üste duyduğum gürültüler tüylerimi diken diken etmeye yetti.

Hegel_H300_digital_inputs

DAC ‘a dönecek olursak; çok şaşırtıcı, dalgalanmayan, odaklanmış bir sound ya da bu segmentteki DAC ‘larda da olduğu gibi, birbirine bulaşmamış bir sahne bilgisi sunduğunu söyleyebilirim. Görüntüler oldukça detaylı ve birbirinden ayrık ama buna rağmen ses sahneleri birbirini takip eden ve doğal ambiyansla bağlantılı görüntülere sahip. Bazı üst segment DAC ‘lar gibi H300 ‘ün dijital kısmı da “analog gibi” olmaktan daha öte boyutlu, sürekli ve daha zengin bir bilgi akışına sahip. Jennifer Warnes ‘in Impex Albümündeki “Song For Bernadette” adlı eserin görüntüsü oldukça fazla bir hareket alanına sahip. Genel kanı yoğunluğun yarattığı karmaşanın oldukça azalmış olduğu ve yansıma (echo) ya da yankılanma (reverb) etkilerinin son raddelerine kadar duyulabildiği yönünde.

USB/DAC kısmı içinde olan $9200 ‘lık mbl Corona C31 oynatıcı ile H300 ‘ü nasıl karşılaştırabileceğimize bir bakalım. H300, C31 ‘e müthiş bir şekilde benziyor ama adaletli olmak gerekirse Holly Cole ‘nin “I Can See Clearly” adlı eseri mbl ‘de daha ikna edici bir şekilde gerçekçilikle tınlamakta. Ayrıca C31 daha sıcak ve güçlü bir boyut ve fiziksellik hissine sahip. Fakat H300 kendinden oldukça uzakta bir yerde bulunan bir ürünle mukayese edilmesine rağmen hâlâ mükemmel bir ürün.

H300 ‘ü öncelikli olarak dijital kaynaklarla dinledim ki LP oynatımındaki performansını bu incelemenin son kısmına saklayayım.. Beklediğim gibi turntable ekipmanım artı H300 ‘ün muhteşem analog devresi ve düşük dip gürültüsü sayesinde H300 ‘ün dijital katı kadar hayret verici bir sound ile karşılaştım. Athena LP ‘sinin “Rachmaninoff Symphonic Dances” basımını dinlediğimde duyduğum boyutsallık ve tonal olgunluk olağanüstüydü. Ayrıca belirgin bir tatlılık ve önden arkaya doğru giden ayrık bir yerleşim sunduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Son söz olarak, Hegel H300 ‘ün yüksek seviyeli performansı belki bariz bir şekilde daha pahalı olan Vitus Audio ‘nun $13,000 ‘lık RI-100 ürünüyle karşılaştırılabilir. H300, karşılaştırma olarak Vitus ‘daki kadar pahalı ses katlarına sahip değil fakat bu onun kadar ayrıntılı bir görüntü vermeyeceği anlamına gelmiyor. Vokaller biraz daha az nefesli ve piyanonun ses tablası daha az bir belirginliğe sahip diyebilirim. “I Can See Clearly” ye eşlik eden bass kanalı birazcık daha az keskinlikte çaldı. Vitus ‘u karışımın içine kattığınızda Rachmaninoff ‘un akustik atmosferi gürleşiyor, ses sahnesi genişleyip derinleşiyor. H300 hâlâ bu farklılıkları son derece iyi bir şekilde kapatıyor ve Vitus ‘a bu kez onu korkutmak üzere oldukça yaklaşıyor.

Aslına bakılırsa, Hegel müziğin yeniden oluşturulabilmesi ya da sofistike bir bağlanılabilirlik için nesnel bir dönüştürücü görevi görüyor. H300 için söyleyebileceğim en muhteşem şey sanırım şu.. Onunla uğraştığım ve ona harcadığım saatler boyunca onu asla kapatmak istemedim. Asla! Son teknoloji ile üretilen “High End” kategorisindeki bu ürün en büyük övgüleri hak ediyor.
Özellikler
Güç Çıkışı : Kanal başına 250Watt (8 ohm’da)
Analog Girişler : 5 adet RCA (biri balanslı, üçü balanssız, artı HomeTheatre girişi)
Dijital Girişler : İki coaxial S/PDIF, iki optik, USB
Çıkışlar : Bir preamp, bir coaxial
Boyutlar : 43.2 x 11.9 x 38.1 cm
Ağırlık : 24.9 kg

Kaynak : The Absolute Sound

Yazar : Neil Gader

Tags: , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑